Bu Rüyanın Anahtar Kelimeleri: Ruyanin


Muabbir

Rüya, uyku halindeki görüş veya görülen şey demektir. Rüya, ne suretle vuku buluyor, kaç kısma ayrılır? Bu bir nevi idrak midir? Yoksa hayalât ve evhamdan ibaret midir? Bu hususa dair hadis-i şerif kitaplarında, ilm-i kelâmda, psikolojide birçok tezler vardır. Bunların hulâsası şöyledir:

Rüyalar, İbn-i Mâce’nin Avf ibni Mâlik’ten rivayet ettiği bir hadis-i şerife nazaran üç kısımdır:

insanları mahzun etmek için şeytan tarafından ika edilen bazı hâilevî, korkunç rüyalardır. Yüksek bir yerden düşmek, köpek tarafından ısırılma, (yılan gibi muzır canavarların hücumu) gibi... Bunlar esas ve asılsız şeylerdir. İnsan böyle bir rüya görünce (derhal) Cenâb-ı Hakk’a sığınmak ve bunu başkalarına hikâye etmemelidir.

İnsanın uyanıkken ehemmiyetle meşgul olduğu şeylere ait gördüğü rüyalardır. Bunlar da birer kuruntu veya inhiraf-ı mizaç neticesi olduğundan esassız şeylerdir...

Nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüz’ü addolunan rüyalardır. Bunlar taraf-ı ilâhîden birer beşaret veya inzar (kurkutma) mahiyetinde olup, bunları bir kısım melekler ümmülkitaptan telâkki ederek uyuyanların ruhlarına ilham ederler... (Câmiussağir şerhleri)

Birinci ve ikinci kısım rüyalar, birer rüyayı bâtıladır. Bunlara din lisanında “hulüm” denir. Cem’i: Anlamdır. Bunlar karma karışık şeyler olduğundan “Adğâsi ahlâm” da denir. Adğâs, yaşı kurusuna karışmış ot demetleri demektir.

Üçüncü kısım rüyalara ise birer “rüyayı sâdıka” denilir. Bu sâdık rüyalar, doğru sözlü, temiz ve pak yürekli, nezih itikatlı zatlara alelekser nasip olur. Ve bu halde bunlara “rüyayı sâliha” adı da verilir...

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’e 23 sene vahy-i ilâhi nazil olmuş ve bu vahiy ilk altı ay zarfında lihikmetin rüya-yı sâliha suretiyle tecelli etmiştir. İşte bu itibar iledir ki, bu kabil rüyalar birer hakikate tercüman olarak ilm-i nübüvvetin 46 cüzünden bir cüz sayılmıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte:

“Errü’yâüs sâlihati cüz’ün min sittetin ve erbaıyne cüz’ün mine ‘n-nübüvveti” buyurulmuştur.

Rüyalar, hukemâya göre de şu iki kısma ayrılmıştır:

Afakî, bir hadiseye delâlet etmeyen, kuvve-i hayâliyenin bir neticesi olan esassız rüyalardır. Bunlar ya insanın uyanıkken vuku bulan kuruntularından neş’et eder, veya insanın mizacındaki tahavvülâttan ileri gelir. Nitekim insan çok düşündüğü, çok özlediği bir dostunu daima rüyasında, bir hasta da kendisini (suya karşı hararetinden dolayı) çeşmeler, ırmaklar, pınarlar kenarında bulur. Bütün bu rüyalar hayâlât ve evhamdan ibarettir..

Evvelce vuku bulmuş veya âtiyen vuku bulacak âfâkî bir hadiseye delâlet eden rüyalardır ki, o hadiseye bilahare, uyanıklık hâlinde ıttıla’husule gelir.

Acaba insan, kendisince henüz meçhul olan bir hadiseden böyle rüya vasıtasıyla nasıl haberdar olabiliyor?..

Bu mesele, hakikat-i insaniye ile alâkadardır. İnsanın hakikati yalnız şu beş hassadan ibaret değildir. Belki insan asıl “nefs-i natıka” denilen ulvî bir ruhtan ibarettir. Bu ruhun, bütün server-i hâdisatın mürtesim bulunduğu âlem-i melekûta manevî bir ittisali vardır. Ruh, uyku halinde beden ile iştigalden âzâde kalınca bu melekût âlemine teveccüh eder, bir âyineye karşısındaki eşya mün’akis olduğu gibi ruha da melekût alemindeki hâdisat suretlerinden bazıları müntabi olur.. Ruh böylece kendisine mün’akis olan sureti, hiss-i müştereke nakleder. Kuvve-i mütehavvile, bu sureti ya olduğu halde bırakır veya ona münasip veya zıd bir şekil verir. Binaenaleyh insan uykudan uyanınca o sureti ya olduğu gibi sarih bir halde mütehayyilenin verdiği şekilde veya bir nevi rumuzât ve işârât halinde tahattur eder. Ve böyle başka bir şekil alan rüyalar tâbire, neye delâlet ettiğini tahmin ve tâyine muhtaç olur.

Bu ikinci kısım rüyalar, birer rüya-yı sahihadır. Bunlar birer idrakten ibarettir. Bu kabil rüyaların sıhhati, birçok vukuat ile bedahet mertebesine varmıştır. Bunun vukuunu inkâr etmek, insanın hakikatini adem-i takdirden neş’et eder... Üç misâl:

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, ashab-ı kiramıyla beraber emniyetler içinde Mescid-i Haram’a girdiğini mübarek rüyasında görmüştü. Bu sarih ve âtiye ait bir rüya-yı sâliha idi... Bir sene sonra umretü’l-kazâ vesilesiyle tamamen tahakkuk etmiştir...

Hazret-i Yusuf (a.s.) , on bir yıldızın güneş ile ayın kendisine secde ettiğini rüyasında görmüştü. Bu da âtiye (geleceğe) ait bir rüya-yı sâliha idi. Fakat sarih değil, remz ve işaret hâlinde bir rüya idi. Muahheren on bir kardeşiyle beraber baba ve anasının kendisine karşı secde-i şükranda bulunmaları suretiyle taayyün etmişti..

Nebiyy-i Zîşân Efendimiz, bir gece kendi himayesinde bulunan Huzâa Kabilesi hakkında bir rüya görmüştü. Sabahleyin Hazret-i Aişe validemize Huzâa’nın bir hadise karşısında kaldığını haber verdi. Aradan birkaç saat geçmeden Huzâa kabilesi tarafından bir heyet gelerek Benî Bekir kabilesinin hücumuna uğramış olduklarını Allah’ın Resulüne arz ettiler, işte bu da, maziye ait ve çok sarîh olan bir rüya-yı sâliha bulunmuştur.

Velhasıl: Bu kabil rüyalar, Peygamber-i Zîşan hakkında birer vahy-i ilâhîdir ki, birer fecr-i sâdık gibi tahakkuk eder.

Sulehâyı ümmet hakkında ise ilhâmât ve mübeşşirâttan ma’duttur. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Nübüvvet devresi nihayet buldu, yalnız müjdeleyici hadiseler kaldı ki, onlar da birer rüya-yı sâlihadan (doğru rüyalardan) ibarettir.” buyurulmuştur.

Diğer bir hadis-i şerifte de:

“Nübüvvet gitti, hitâme erdi; artık benden sonra nübüvvet yoktur. Ancak mübeşşirât vardır ki, o da rüya-yı sâlihadır. Bu rüyayı ya bir insan kendi hakkında bizzat görür veya bu onun hakkında başkası tarafından görülür.” buyurulmuştur...

Şunu da ilave edelim ki: Bir insan, gördüğü böyle bir rüyayı, iktidar ve istidadı var ise kendisi tâbir edebilir, başka bir zâta tâbir ettirecek, ise o zât; sâlih, âkil, adavetten hali, nâsın ve zamanın ahvaline vâkıf güzel niyete sahip olmalıdır. Çünkü rüyalar zamana ve eşhasa göre tebeddül eder ve rüyalar çok kerre tâbir edildiği veçhile zuhura gelir. Bu cihetleri nazar-ı dikkate almak lâzımdır. Nitekim bir hadis-i nebevide:

“Rüyada istikrar yoktur. O tâbir edilmedikçe bir uçar ayak üstündedir. Fakat tâbir edilince zuhura gelir.” buyurulmuştur.

O halde rüyayı öyle herkese söylememelidir. Onu ya dosta veya tâbire vâkıf rey sahibi bulunan bir zata hikâye etmelidir.

ÖMER NASUHİ BİLMEN

(Eski Diyanet işleri Reisi)

... Muabbir

Muabbir

Rüyada görülen şeyin isminin Arapça yazılışının ilk harfi alınır ve rüyanın ne olduğu bu harfler ile ortaya çıkar. (İBRAHİM HAKKI ERZURUMİ)

(ﺍ) (Elif) e harfi: Ululuğa işarettir. Bu rüya sahibinin değerinin artacağına işarettir.

(ب) (Ba) b harfi: Beden ve cana rahatlığıdır.

(ر) (Ra) r harfi: Hacetlerin husulüne işaret eder.

(ث) (Sa) s harfi: Düşmanına karşı üstün gelmektir.

(ج) (Cim) c harfi: Fırsat ve ganimete delildir.

(ح) (Ha) H harfi: Yücelik ve kutluluktur.

(خ) (Hı) h harfi: Her emele ulaşmaktır.

(د) (Dal) d harfi: Zahmet ve güçlüktür.

(ذ) (Zel) z harfi: Mülk, mal ve ululuktur.

(ر) (Rı) r harfi:  İyi talihe delildir.

(ز) (Zı) z harfi: Kalbi sağlam itikada götürür.

(س) (Sin) s harfi: Emniyet alametidir.

(ش) (Şın) ş harfi: İşlediğine pişman olmaktır.

(ص) (Sad) S harfi: Kam almayı müjdeler.

(ض) (Dad) D harfi: Mal bulmaya işarettir.

(ط) (Tı) T harfi: Düşmanı helak olur.

(ظ) (Zı) Z harfi: İse kalbi üzülecek demektir.

(ع) (Ayın) Â harfi: Gönlünde karışıklık ortaya çıkar.

(غ) (Gayın) Ğ harfi: İşi nefsine zulümdür.

(ف) (Fe) f harfi: Rütbesi artar.

(ق) (Kaf) q harfi: Şansı açılır ve zengin olur.

(ك) (Kef) k harfi: Hiç yoktan sevinçle karşılaşır.

(ل) (Lam) l harfi: Emniyet demektir.

(م) (Mim) m harfi: Muradına erer.

(ن) (Nun) n harfi: Hatırı yıkılacaktır.

(و) (Vav) v harfi: İşleri kolaylaşır.

(هـ) (He) h harfi: Üzüntü ve gözyaşıdır.

(ي) (Ya) y harfi: Taate muvaffak olur.

İşte bu tabirler mutlaka çıkar.... Muabbir

Muabbir

İmam Cafer Sadık (a.s): Eğer bir rüya görmüş ve bu rüyanın ne olduğunu unutmuşsanız, ne gördüğünüzü ve tabirinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, isminizin kaç harften oluştuğuna bakın ve bunu dokuzar dokuzar azaltın. Kalan miktarın kaç olduğunu aklınızda tutun ve şu örnekle karşılaştırın. Mesela: 9-Eğer geriye dokuz harf kalmışsa, şehirleri görmüşsünüz ve bu, fesada işarettir. "Şehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk ediyorlar, düzene hiç yanaşmıyorlardı." 8-Sekiz kalmışsa, yolculuk veya evlilik görmüşsünüz. "Babası, Musa'ya dedi ki: Bana sekiz yıl hizmet edersen buna karşılık sana şu iki kızımdan birini vermek istiyorum." 7-Yedi kalmışsa, ikamet edilecek yere veya dükkâna işarettir. "Rüyamda yedi zayıf inek, yedi semiz ineği yiyordu." 6-Altı kalmışsa, rüyayı gören kimse salih ve iffetli bir kimseyse, melekleri ve salih kimseleri rüyasında görmüştür ve mesleğinde kemale ereceğine işarettir. "Öyle bir ilahtır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmış, sonra da arşa hâkim olmuştur." 5-4: Beş veya dört kalmışsa, atlar ve silahlar görmüştür. "Orada, tam dört gün içinde, isteyenler için hepsi de eşittir." 3-Üç kalmışsa, birine sırrını açacaktır. "Üç kişi gizli konuşmaz ki o, dördüncüleri olmasın." "Senin alametin, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır." 2-İki kalmışsa, birisiyle görüşeceğine, ona dünyevî ve uhrevî faydaları olacağına işarettir. "O, iki kişinin ikincisiydi ancak ve hani ikisi de mağaradaydılar." Bunun tabiri şudur ki, rüyayı gören kimse korktuğu şeyden güvende olacak ve ümit ettiği şeye kavuşacaktır. 1-Bir kalmışsa, büyük bir şahsiyeti veya bir hükümdarı görmüştür. "Münezzehtir o, odur bir ve her şeye üstün Allah." Bu rüyayı gören kimse muradına erecek, hacetleri gerçekleşecek ve sıkıntıları son bulacaktır. İbn-i Sîrîn: Bir kimse rüya görmüş ama gördüğünü unutmuşsa, tabirci ondan elini herhangi bir uzvunun üzerine koymasını istemelidir. Elini hangi uzvuna koyarsa şöyle tabir edilir:
  • Başına koyarsa, dağ görmüştür
  • Alnına koyarsa, tepe veya arazi görmüştür
  • Gözüne koyarsa, tuzlu suyu olan çeşme veya pınar görmüştür
  • Burnuna koyarsa, dağın eteklerini görmüştür
  • Yüzüne koyarsa, yeşillik veya çayır görmüştür
  • Dişlerine koyarsa, tatlı suyu olan çeşme veya pınar görmüştür
  • Kulağına koyarsa, mağara görmüştür
  • Bıyığına veya sakalına koyarsa, çimenlik görmüştür
  • Elini boğazına sokarsa, suyolu veya yeraltı yolu (tünel) görmüştür
  • Elini göğsünün veya kalbinin üzerine koyarsa, mescit veya herhangi bir ibadet yeri görmüştür
  • Karnına koyarsa, nehir/akarsu görmüştür
  • Göbeğine koyarsa, sınır görmüştür
  • Cinsel organına koyarsa, meyhane görmüştür
  • Omzuna koyarsa, köşk veya manzara görmüştür
  • Bileğine koyarsa, ağaçlık görmüştür
  • Parmaklarına koyarsa, hurma ağacı görmüştür
  • Sırtına koyarsa, çöl görmüştür
  • Böğrüne koyarsa, yatak veya yatak odası görmüştür
  • Makatına koyarsa, temizleyici veya yok edici bir şey görmüştür
  • Kalçasına koyarsa, yeşil bir direk veya büyük bir ağaç görmüştür
  • Dizine koyarsa, uçurum görmüştür
  • Baldırına koyarsa, semeresiz ağaç veya direk vb. şeyler görmüştür
  • Topuğuna koyarsa, küçük tepe görmüştür.
Hz. Danyal (a.s): Rüya görüp de unutmanın dört sebebi olabilir; çok günah işlemek, inancın zayıflığı, insanın doğasındaki değişiklikler ve bu doğadaki dengenin bozulması. ... Muabbir

Benzer Aramalar