Bu Rüyanın Anahtar Kelimeleri: Tabirleri Hakkinda


Duanın Fazileti Hakkında Hadisler

Muabbir

  • "Dua mü'minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerlerin nurudur. " (Hakim)
  • "Dua ibadettir. " Peygamberimiz (s. a. v) bu sözü söyledikten sonra şu ayet-i kerimeyi okumuştur:" Rabbiniz şöyle dedi: Bana dua edin ki size yetişeyim. Bana kulluk et- neye tenezzül etmeyenler, ebedi olarak cehenneme girecek­lerdir. " (Ebu Davud)
  • "Genişlik zamanında dua etmek kadar Allah'a hoş gelen bir şey yoktur. " (Tırmizi)
  • "Kul, Ya Rabbi! Ya Rabbi! Ya Rabbi! Dediği zaman Allah der ki: Lebbeyk kulum, iste istediğin verilecek. " (İbn Ebi'd- Dünya)
  • "Allah mü'min kulunun yaptığı dualardan hiç birini :;rakmaz, hepsini sayar, ya bunları dünyada kul için yaptığını veya ahrete bıraktığını söyler. O makamda mü'min, keşke i. . nyada hiçbir duası yapılmayıp ahrete bırakılmış olsaydı :ster. " (Hakim)
  • "Allah fazl-ü kerem sahibidir. Bir adam ellerini O'na kaldırırsa, onları boş olarak çevirmez. " (Ebu Davud)
  • "Ben kulumun benim hakkımdaki zanm üzereyim. Kulum beni çağırırsa hemen yanındayım. " (Buhari)
  • "Bir kimseye fakirlik erişir de insanlara söylerse fakir­liği giderilmez. Ama birine fakirlik erişirde onu Allah'a söylerse Allah ona er veya geç bir rızk verir. " (Ebu Davud)
  • "Kaza ancak dua ile geri çevrilebilir, ömrü de ancak iyi­lik uzatır, başka bir şey uzatmaz. Ve kişi yaptığı günah yüzün­den rızktan mahrum edilir. "
  • "Kulum, Rabbine en yakın olduğu zaman secde ettiği zamandır. Öyle ise çok dua ediniz. " (Müslim)
  • "Rabbiniz her gece gecenin üçte biri kalınca dünya semasına iner ve der ki: Kim bana dua ediyor, onun duasını kabul edeyim; kim benden istiyor ona vereyim; kim bana istiğ­far ediyor, onu bağışlayayım. " (Malik)
... Muabbir

Görüldükleri Aylara Göre Rüyaların Tabirleri

Muabbir

Not: Hicri Aylar esas alınacaktır

1: Muharrem

  • Eğer rüya, bu ayda görülürse, bu rüya hatasız salih bir rüyadır.
  • Rüyada Muharrem ayını görmek, sıkıntıdan, hapislikten kurtulmaya ve hastalıktan şifa bulmaya işaret eder. Gurbette olan insan rüyasında muharrem ayını görse, vatanına döner.
  • Eğer rüya sahibi günahkar ise, tevbe eder. Çünkü o ayda Adem (A. S. ) 'in tevbesi kabul edilmiştir.
  • Rüya sahibi çocuğunun olmasını arzu ediyorsa, salih bir çocuğu olur.
  • Rüyayı gören sıkıntıda ise, bundan kurtulur, düşmanı varsa düşmanından emin olur.
  • Bazen de rüya sahibi bidat ve sapıklıktan dönmekle Allah-u Tealaya tevbe eder ve günahlarından kurtulur.
  • Rüya sahibi memuriyetten ayrılmışsa, tekrar memuriyete döner.
  • Eğer rüyayı gören fakir veya hasta ise, hastalıktan şifa bulur ve Allah-u Teala onun fakirliğini giderir.

2: Safer

  • Safer ayında görülen rüya, pek makbul sayılmamıştır. Keder ve üzüntü içinde bulunan bir kimsenin rüyada safer ayını görmesinde bir zarar yoktur.
  • Eğer rüyayı gören hasta olursa, şifa ve sıhhat bulacağına, keder ve üzüntüden kurtulacağına işaret eder.

3: Rebîu’l-Evvel

  • Bu ayı rüyada gören kimsenin kazanç ve ticareti sürekli ve karlı olur. Sevinç ve ferahlığa erişir.
  • Bu ayda görülen rüyalar sahih olup, rüyayı görenin salih bir erkek çocuğu olur.
  • Rüya bu ayda görülmüş ise, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir devlet adamı müjdesi alır.

4: Rebîu’l-Ahir

  • Bir kimse rüyasında bu ayı görse, düşmanına galip gelir, alim ve çok cesur bir oğlan çocuğu olur.

5: Cemâziye’l-Evvel

  • Bu ayda bu rüyayı gören kimsenin, islerinde durgunluk olur ve alışveriş isteği azalır.

6: Cemâziye’l-Âhir

  • Bu ayda görülen rüyaların hükmü umumiyetle çıkmaz. (Rüya hayırda olsa, şer de olsa böyledir. )

7: Receb

  • Bu ayda görülen rüya, kuvvetli olur, hayır kapıları açılır her şeyler hayırlara dönüşür. Tabirci, Recep ayında görülen rüyayı hayırla tabir etse, aksi çıkmaz.
  • Bir kimse rüyada receb ayını görse, şerefe meziyete işaret eder. Zira Resulullah (SAV. ) , o ayda miraca çıkmıştır.

8: Şa’bân

  • Bu ayda görülen rüya hayra işaret ederse, ayıptan beri olur, büyük ve hayır çoğalır.
  • Eğer ser olursa, gecikir ve doğru çıkmaz.
  • Bir kimse rüyasında saban ayını görse, o devlet adamlarının azledileceğine işaret eder.

9: Ramazan

  • Bu ayda bütün kötülük kapıları kapanır ve görülen hayırlı rüya çabuk çıkar.
  • Ramazanda görülen çirkin rüya sıhhatli değildir.
  • Ramazandaki hayırlı rüyanın hükmü gecikmez, serlisinin hükmü ise, gecikir ve tabir de edilmez.
  • Bu ayda görülen rüyada inançsız insanin durumu, mümininkinin tersidir. Gayesiz insanin gördüğü rüya, kötülükten başka bir şey değildir.
  • Bir kimse rüyada ramazan ayını görse, bu bereket, hayır, iyilikle emredip kötülükten nehyetmeye işaret eder.
  • Eğer rüyayı gören ilim veya Kur'an öğreniyorsa, buna muvaffak olur. Çünkü Kur'an-i Kerim bu ayda nail olmuştur.

10: Şevval

  • Bir kimse rüyada Şevval ayını görse üzüntülerden kurtulmaya, ferahlık ve sevince işaret eder. Zira şevval ayı bayram ayıdır.

11: Zilka’de

  • Bu ayda görülen rüyalarda pek hayra yorumlanmaz. Yolculuga çıktığını gören kimse, sefere çıkmasın.

12: Zilhicce

  • Rüyada Zilhicce ayında veya kurban kestiğini veyahut kurban bayram namazı kıldığını gören kimsenin, bu rüyası borçlarını ödemesine, yaptığı adakları yerine getirmesine, tevbe etmesine ve sapıklıktan sonra hidayete erişmesine işaret eder.
  • Bazen de bu rüya, alimlerin kaybedilmesine ve devlet adamlarının görevlerinden ayrılmasına işaret eder.
... Muabbir

İmam Nablûsînin Rüya Hakkındaki Görüşleri

Muabbir

İmam Nablûsî “Ta’tîrü’l-En’âm fi Ta’bîri’l-Menâm” ismini verdiği eserinin önsözünde Allah’a hamd, Resulü’ne salât ve selamdan sonra şöyle demektedir:

-Yüce Allah kerîm kitabında buyuruyor ki: “Onlar için dünya hayatında da, âhirette de müjdeler vardır. “(1) Bu mübarek âyetin tefsirinde müfessirlerden bazıları: “Dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya kendi hakkında bir başkasının gördüğü sâlih rüyadır. Ahiretteki müjdeden murad ise Allah’ı görmektir. ” demişler ve bu âyet-i celîleyi böyle izah etmişlerdir. Kâinatın Efendisi de şöyle buyurmuşlardır: “Sâlih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiştir. ” Müminlerin temiz ve pak annesi Hazret-i Aişe (r. anha) demiştir ki: -Resûlullah (s. a. v. )’de vahyin başlangıcı sâlih rüyalardı. Herhangi bir rüya gördüklerinde sabah aydınlığı gibi aynen zuhur ederdi. . . Rivayet edilir ki, bir gün Allah’ın Resulü, Hazret-Î Ebu Bekir (r. a. )’e hitaben dediler ki: -Yâ Ebâ Bekir, öyle bir rüya gördüm ki, güya ikimiz bir merdivenden çıkıyor muşuz, ancak ben seni iki basamak geçmişim!. . Hazret-i Ebu Bekir (r. a. ) ılık gözlerini Allah Resulünün mübarek cemaline dikip: -Ey Allah’ın Resulü, dedi. Allah sizin ruhunuzu alıp rahmetine kavuşturduktan sonra ben iki buçuk sene daha yaşarım!. . (Cihan sıddikı Hazret-i Ebu Bekir’in bu tâbiri aynen gerçekleşmiştir. . . ) Yine bir başka gün Allah’ın Resulü, Hazret-i Sıddîk-ı Ekber’e: -Yâ Ebâ Bekir, dediler. Rüyamda gördüm ki, siyah bir koyun bana tâbi olup benim peşimden ve o siyah koyuna da beyaz bir koyun tâbi olup onun peşinden geliyordu. . . Hazret-i Ebu Bekir (r. a. ), Nebiler Nebisinin rüyasını şu şekilde tâbir ettiler ve dediler: -Ey Allah’ın Resulü, size ilk önce Araplar tâbi olacak, Arab’a da Arap olmayanlar ittiba edecektir. . . (Bu tâbir de ayniyle kısa zamanda zuhur etti. ) Yüce Allah, Hazret-i Yûsuf’a rüya ilmini ihsan ve ikram buyurmuştu. Buna işaretle Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Rabbin seni seçecek ve sana rüya tâbirini öğretecektir. ”(2) Rüya ilmi, insanlığın ve âlemin başlangıcından beri akıp gelen bir ilimdir ki, nebiler ve resuller o ilim ile amel etmişlerdir. Peygamberlerin çok kerre rüya ile verdikleri haberler, kendilerine rüya ânında Rableri tarafından vahyedilen şeylerdir.

Rüyalar üç kısma ayrılır:

  • Allahu Teâlâ tarafından müjde olarak gösterilen bir rüyadır ki, hadis-i peygamberi ile anlatılan sâlih rüya budur.
  • Şeytan tarafından korkutmak için vâki olan rüyadır.
  • İnsanın bizzat kendi düşünce ve haliyle meydana getirdiği kuruntuların neticesinin rüya şeklinde tecelli etmesidir.
(Şeytan, Ademoğlunun amansız bir düşmandır. Düşmanın meydana getirdiği rüya da elbet bâtıldır). Şeytan tarafından korkutmak maksadıyla meydana gelen rüya bâtıl olduğundan ona itibar edilmez. Nitekim sahih hadisler böyle bir hâdiseden bizi haberdar etmektedir. Şöyle ki, Allah Resulünün yüksek huzuruna bir adam gelip: -Ey Allah’ın Resulü! Rüyamda gördüm ki, güya başım kesilmiş ve başımın ardı sıra gidiyorum! dedi. Resûlullah (s. a. v. ) Efendimiz o adama buyurdular ki: -Uykuda şeytanın seninle oynadığını kimseye söyleme!. . *** Nefsin ve hevânın arzusundan meydana gelen rüyalar da vardır. Onlar da tıpkı şunun gibidir ki, insan kendisini rüyada çok sevdiği biri ile görür, veya bir şeyden korkar da o şeyi görür, veya aç olduğu için leziz yemekler yediğini, ya da midesinin dolu olu¬şundan kustuğunu görür. . (Bunların hepsi kendi kuruntusu ve nefsinin arzusudur. Tabii ki sahih rüya olamazlar. . )

Bâtıl rüyalar da vardır ve yedi çeşittir:

  • Üzüntü, keder ve arzuların tesiri ile insanın meydana getirdiği karmakarışık rüyalar.
  • İnsanın rüyada ihtilâm olması. Bu rüyanın da tâbiri yoktur. .
  • Şeytan tarafından korkutmak için gösterilen rüyadır ki, rüyayı görene hiçbir zararı erişmez. . .
  • Cin taifesinin gösterdiği şeylerdir ki, rüya sahibi rüya esnasında bundan da zahmet çeker. . .
  • İblis’in gösterdiği ve temeli bâtıl rüyadır ki, bu zaten rüyadan sayılmaz.
  • İnsan bünyesinin anormal ve kederli zamanında gördüğü rüyalardır. Ve bunlar da rüyadan sayılmaz. . .
  • Acı ve ızdırapların getirdiği rüyalardır ki, rüya sahibi o anda senelerce önce vâki olmuş bir hali görür.

Rüyaların hayırlısı ve en sahihi müjdeleyici olanlarıdır.

Sahih ve doğru olan rüyalar beş türlüdür:

1. Apaçık sâdık rüya. Bu rüya nübüvvetten bir cüzdür. Nitekim yüce ve kerîm olan Allah’ın buyurduğu gibi her şey apaçık zuhur etmiştir. Allah buyuruyor ki:
“Andolsun ki Allah, gerçekten Peygamberine o rüyayı hak olarak doğru gösterdi. Andolsun ki, inşaallah emniyet içinde bulunan kimseler olarak başlarını traş etmiş ve kısaltmış olduğunuz halde korkmaksızın mutlaka Mescid-i Haram’a gireceksiniz. “(3) işte bu âyet muktezâsınca Allah’ın Resulü Hudeybiye’ye seferleri esnasında gördüler ki, sahabileri ile beraber korkusuzca Mekke’ye girip Kabe’yi tavaf ederek kurbanlarını kestikten sonra bazısı başlarını traş ediyor ve bazıları da saçlarını kesiyorlar. . . Kâinatın Efendisi rüya meleğinin tavassutu olmaksızın bizzat yüce Allah tarafından müjdelendi. Nebiler Nebisinin bu rüyasının, ibrahim (a. s. )’in rüyasında oğlu Hazret-i ismail’i kesmesi hakkında gördüğü rüya gibi tâbire ihtiyacı yoktur. . . Tâbir ilminde ehil olanlardan bazıları demişlerdir ki: “En büyük saadet o kişi içindir ki, rüyayı açık bir şekilde gördü. Zira açık rüyayı gösteren ancak Allah Teâlâ ‘dır. Onda rüya ile görevli meleğin tavassutu yoktur. ”
  1. Salih bir rüyadır ki, o da Allah tarafından müjdelenir. Allah o rüya ile kulunu, yaptığı veya yapacağı bir şeyle müjdeler. . .
  2. Kâinatın efendisi sahâbilerine hitaben dediler ki: “Sizden birinizin rüyada gördüğü şeylerin en hayırlısı, o kimsenin Allah’ını, peygamberini veya müslüman ana babasını görmesidir. ” Sahabiler Allah’ın sevgilisine sordular: -Ey Allah’ın Resulü, bir insan rüyasında Rabbini görür mü, (bu mümkün mü?). Buyurdular ki: -Sultanı görür. Sultan da Allah’tır. . .
    • Rüya ile mükellef meleğe “Sıddîkûn” adı verilmiştir. O melek yüce Allah’ın kendisini ümmü’l-kitab (kitabın anası) olan nüshadan öğretip bildirdiklerini ve ibretli darb-ı mesellerden ona ilham ettiği nesneyi sana rüyanda gösterir. . . Her eşyanın, her nes¬nenin misâl âleminde bir benzeri vardır.
    • Murad ve maksat açık olmayıp gizlice işaret edilmiş rüyadır. Şu çeşit rüyadır ki, gördüğü yerin delaletiyle sahih olur. İnsan rüyada gördüğü yer, gördüğü yere galip gelerek şer hayır, hayır da şer şeklinde tecelli eder. Rüya anında mescidlerden birinde tambur çaldığını gören biri, bu hali akıl ve dine aykırı bulduğun¬dan derhal tevbe eder ve bu da onun için hayıra döner. . .
    Keza hamamda Kur’ân-ı Kerim okuduğunu veya oynadığını gören kimse de fena bir işle şöhret bulur. . . Çocukların gördüğü rüyalar da sahih rüyalardandır. Cihan güzeli Hazret-i Yusuf o meşhur rüyasını gördüğünde yedi yaşında bulunuyordu. Kur’ân-ı Kerim’de beyan edildiği üzere Yusuf (a. s. ) babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben, rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki, onlar, bana secde ediyorlar. ” (4) Ve bu rüya da doğru çıktı ve Hazret-i Yusuf, Allah’ın izniyle nice nimetlere mâlik oldu. . . İnsan rüyayı sade kendi hakkında görmez: Şu bir gerçektir ki, insanın gördüğü rüya sırf kendisi hakkında olmayıp, o kimsenin çoluk çocuğu, akrabaları, kardeşi, babası, dostu, meslekdaşı, zevcesi ve hemşehrileri gibi başkaları için de olur. . . Buna misâl de şudur ki: Kuduz kâfir Ebû Cehil rüyasında İslâm dinine girip Allah’ın Resulüne biat ettiğini gördü. Bu rüya onun kendi hakkında değil, oğlu hakkında tecelli etti; Hazret-i îkrime İslâm’a can atarak ebedî kurtuluşa erdi. Ebu Cehil ise küfür üzere azab diyarına göçtü. Bir gün Ümmü’l-Fazl, Allah Resulünün nur bağışlayan huzuruna geldi: -Ey Allah ‘ırı Resulü! Korkunç bir rüya gördüm! dedi. Kâinatın Fahri: -Gördüğün hayırdır, buyurdular. Ümmü ‘l-Fazl çırpına çırpına anlatmaya devam etti: -Ey Allah’ın Resulü, mübarek vücudunuzdan bir parça kesilip benim kucağıma bırakılmıştı. . . O anlattıkça Allah ‘in Resulü tebessüm ediyorlardı: -Ey Ümmü ‘l-Fazl! Yakında Fâtıma bir çocuk doğurur da sen onu kucağına alırsın, buyurdu. Nitekim Peygamber kızı Hazret-i Fâtıma (r. anha) az zaman sonra Hazret-i Hasanı dünyaya getirdi ve Ümmü’l-Fazl o güzellik cihanını kucağına aldı. . . *** Gördüğü rüyanın doğru ve sahih olmasını isteyen kimse, sözünde, özünde doğru olmalıdır. Yalan, gıybet, koğuculuk, kötü ahlâk rüyalara da tesir eder. Rüya sahibi yalan söylemez, yalan söyleyenleri de hoş karşılamazsa onun gördüğü rüyalar gerçeğe ayna tutar. . . Güzel ve sahih bir rüya görmek isteyen kişi uykuya yatarken abdestli olarak yatmalı ve Allah ‘a çok dua etmelidir. Rüya hakkında İmam Nablûsî’nin buna benzer daha birçok sözleri var. Biz kısa ve özet olarak aldık, mevzuya burada son veriyoruz. Her şeyin en iyisini ve hayırlısını bilen Allah’tır. . . (1) Yunus Sûresi, 64. (2) Yusuf Sûresi, 6. (3) Fetih Sûresi, 27. (4) Yusuf Sûresi, 4. ... Muabbir

Meşhurların Rüya Tabirleri

Muabbir

Meşhurların Rüya Tabirleri

 

EVLİYA ÇELEBİ

Hikmet-i Hûda, seyahat ile bir çok yerleri görmeye sebep olan ben hakir ve fakir, daima kusuru çok olan seyyah, insan oğlunun kölesi siyasız evliya Derviş oğlu Mehmet Zilli daima Allah'dan yardım isteyip, Fürka-ı Kerim suresi ve Yüce Kur'an' inayetleri bereketleri ile bütün gönlümle Cenab-ı Hak' dan duada bulunarak, doğum yerimiz olan İstanbul' da evimde, yuvarlak yastığıma uyumak için yaslanmıştım. 1040 senesi Muharrem ayının Aşure gecesinde (20 Ağustos 1630), ya uyku halinde iken, gördüm ki: Yetmiş iskelesi yakınında Ahi Çelebi Camii -ki helal para ile inşa olunmuş olup, duası kabul olan eski bir camidir. Uykumda kendimi o camide gördüm. Derhal l iminin kapısı açıldı. Nurlu caminin içi baştan başa silahlı ^sker ve nurlu cemaat ile dolu idi. Sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra salavat-ı şerife okumaya başladılar. Ben hakir ise minber dibinde oturuyordum. Bu nur yüzlü cemaati hayranlıkla seyrediyordum. Hemen yanımda oturan cana bakıp: "- Sultanım! Sizler kimlerdensiniz? İsminizi Lütfediniz" dedim. Onlar "- Aşere-i Mübeşşere'den kemankeş­lerin piri Sa'd İbn Ebi Vakkas' ım" deyince, hemen mübarek ellerini öptüm. "-Ey sultanım! Bu sağ tarafta nura bürünmüş sevimli cemaat kimlerdir? " dedim. "- Onlar bütün peygam­berlerin ruhlarıdır. Geri safhadakiler evliyaların ve asfıyanm ruhlarıdır. Bunlar da sahabe-i kiram'ın, muhacirinin, ensar, sufe ehli ve Kerbela şehidlerindendir. Mihrabın sağmdakiler Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer' dir. Mihrabın solundak- iler Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali' dir. Mihrabın önündeki Hazret-i Veysel Karani'dir. Camiinin solunda, duvar dibindeki siyah örtülü kimse senin pirin Hazret-i Peygamber'in müezzi­ni Bilal - Habeşi' dir. Bu ayakta duran, cemaat saf saf süzene koyan kısa boylu adam Amr-i Ayyar' dır. İşte bu kızıl renkli elbiseler giyip sancakla gelen askerler Hazret-i Hamza ve bütün şehidlerin ruhlarıdır. " diye cami içinde bulunan bütün cemaati birer birer bana anlattı. Onların hangisine baktıysam ellerimi göğsüme koyup iyice baktım ve baktıkça can buldum. "Ey sultanım! Bu cemaatin bu camide toplanmalarının sebebi nedir?" diye sordum. Bana: "- Azak taraflarında İslam askerlerinden Tatar askerleri sıkıntıya düşmüşlerdir. Hazret-i Peygamber' in himayesinde olanlar İstanbul' a gelip, buradan Tatar Hanı'na yardıma gideriz. Şimdi Hazret-i Risalet dahi İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, on iki imam ve bizden başka aşere-i mübeşşere ile gelecekler. Sabah namazının sünneti kılı­nacak. Sonra sana "kamet getir" diye işaret buyururlar. Sende yüksek sesle kamet getir. Selamdan sonra Ayete'l Kürsi'yi oku. Bilal (Sübhanallah) desin. Sen (Elhamdülillah), Bilal (Allahu Ekber) desin, sen (Amin, amin) de. Sonra bütün cemaat hep birden tevhid ederiz. Sonra sen (Ve salli ala cemiü'l enbiya-i ve'l mürsalin ve'l hamdülillahi mübarek Rabü'l-alemin) deyip kalk. Hemen, mihrabda, Hazreti Peygamber otururken elini öp. (Şefaat ya Resülallah) de. Yardım rivaet. " diyerek, Sa'd İbni Ebi Vakkas, yanımda oturup bana öğretti. Onu gördüm ki, camii kapısından bir nur-u mübin parladı. Camii içi nur dolu iken, nur üstüne nur oldu. Bütün sahabe-i kiram, nebi'ler ve evliyaların ruhları ayakta hazır durdular. Saadetle Hazret-i Peygamber, yeşil sancağı dibinde, yüzünde örtüsü ile, elinde asası ve belinde kılıcı ile, sağında İmam-ı Hasan ve solunda İmam-ı Hüseyin olduğu halde göründü. Mübarek sağ ayak­larını (Bismillah) diyerek cami içine koydu. Mübarek yüzün­den örtüsünü açtı ve: "-Esselamü aleyke ya ümmeti" diye selam verdiler. Bütün camide bulunanlar hep bir ağızdan "-Ve aleykümü's-selam Ya Resülallah ve Ya Seyyide'l-ümen" diye selam aldılar. Hazret-i Peygamber, hemen mihraba geçip, sabah namazının iki rekat sünnetini kıldılar. Bana bir korku ve vücuduma titreme geldi. Hazret-i Peygamberin bütün görünüşüne baktım. Hilye-i Hakani'de anlatıldığı şekilde idi. Yüzündeki örtü al şal idi. Mübarek sarığı on iki kolanlı ve beyaz şaş idi. Hırka-i şerifleri sarıya yakın deve yünündendi. Boynunda sarı renkli sof şalı vardı. Mübarek ayaklarına renkli çizmeler giymişti. Mübarek başlarındaki sarığı üzerinde bir misvak sokulmuştu. Selam verdikten sonra, bana bakıp sağ ile dizine vurup: "Kamet Getir" dediler. Ben hemen sa'd İbni Ebi Vakkas'ın öğrettiği gibi segah makamında kamet getirip tekbir ettim. Hazret-i Peygamber de segah makamında hazin bir sesle Fatiha-i Şerifi ve arkasından (Ve Vehebna) asr-i şerifini okudu. Böylece bütün cemaate imamlık etti. Selam verdikten sonra ben (Ayete'l -Kürsi)' yi okudum. Sonra Bilal ile sırayla müezzinlik yaptık. Duadan sonra bir sultani tevhid oldu ki, Allah aşkı ile kendimden geçip güya uykudan uyanır gibi oldum. Uykumu kısacası, Sa'd İbn-i EbiVakkas'm öğretmesiyle görevi tamamladım. Hazret-i Peygamber, mihrab' da yanık bir sesle uzzal makaımda bir Yasin-i şerif üç İza Cae suresi ve Muvazzeteyn süresini tamamen okudu. Bilal Fatiha dedi. Hazret-i Peygamber mihrabda ayak üzere dururken, sa'd İbni Ebi Vakkas hazretleri beni elimden tutup Hazret-i Peygamberlerin huzuruna götürdü. Hz. Peygambere "sadık aşıkın, müştak ümmetin Ebliya kulun, şefaatini riva eder" dedi. Bana da : "Mübarek ellerini öp!" dedi. Ben o an ağlamaklı oldum. Hz. Peygamberin mübarek ellerine müs- tahça dudaklarımı kondurdum. Onun görünüşünden (Şefaat ya Resulallah !) diyeceğime, hemen (Seyahat Ya Resulallah) demişim. Hz. Peygamber hemen tebessüm edip (Şefaati, seya­hat ve ziyareti sıhhat ve selametle kolay eyle Ya Rabbi) diye­rek (Fatiha dediler. Bütün sahabe-i kiram Fatiha yı okudular. Ben bütün orada bulunanların mübarek ellerini öperek, hayır dualarını alıp giderdim. Kiminin mübarek eli mis gibi, kiminin anber, kiminin menekşe ve kiminin karanfil gibi kokuyordu. Amma bilhassa Hz. Peygamber' in kokusu zağferen ve kırmızı gül gibi kokuyordu. Sağ elini öptüğümde sanki pamuk gibi kemiksiz bir et idi. Bu şekilde bütün cemaatin ellerini öptüm. Hz. Peygamber, sonra yine Fatiha dedi. Bütün eshab-ı güzin yüksek sesle Sebü'l-mesani'yi okudular. Hz peygamber- mihrabdan "-Esselamu aleyküm ey kardeşler!" deyip camiden çıkıp gittiler. Hemen Sa'd hazretleri belinden ok mulifazasını çıkarıp benim belime kuşattı ve tekbir getirip: "-Yürü ok ve yay ile gaza eyle. Allah'ın muafazasmda ve emanetinde ol. Sana müjdeler olsun ki, bu toplulukta ne kadar ruhlar ile görüşüp mübarek ellerini öptünse, onların hepsini ziyaret etmen nasib olup, dünyayı gezer ve insanlar içinde tek olursun. Ama, gezip gördüğün elkeleri, kaleleri, beldeleri, nedir eserleri, her ülkenin güzel işlerini, yiyecek ve içeceklerini, toprakların eylem ve boylam derecelerini yazıp, güzel bir eser meydana getir ve ahiret oğlum ol. Hak yolunu elden bırakma. Gönül huzursuzluğundan uzak ol. Ekmek öğren ve tuz hakkını gözet. Sadık dost ol. Yaramazlarla yar olma. İyilerden iyilik. " diyerek nasihatte bulundu ve anından öpüp; Ahi Çelebi Camii'nden çıkıp gittiler. Ben şaşkın bir halde rahat uykudan uyandım. "Acaba, bu benim halim midir, yoksa olan bir şey midir, yoksa güzel bir rüyam mıdır?" düşünerek, içime bir rahatlık gelip, gönlüme neşe doldu. Sonra sabahleyin temiz bir abdest alıp, sabah namazını kıldım. İstanbul'dan Kasımpaşa tarafına geçtim. Rüya tabircisi İbrahim Efendiye gittim. Rüyamı tabir ettirdim. Bana " Cihanı süsleyen bir dünya gezip dolaşan bir seyyah olup, işin iyi bir sonuçla tamama erip, Hz. Peygamber' in şefaati ile cennete girersin" diyerek müjde verip (El- Fatiha) dedi. Oradan Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah dede' ye gittim. Ellerini öpüp rüyamı ona da tabir ettirdim. Bana "On iki imamın ellerinden öpmüşsün, dünya da himmet sahibi olursun. Aşere-i Mübaşerenin ellerinden öpmüşsün cennete girersin. Dört halifenin ellerinden öpmüşsün, dünya da bütün padişahların şerefli sohbetlerine katılıp, sevdikleri kimselerden olursun. Madem ki Hazret-i Peygamber'in temiz yüzlerini görüp mübarek ellerini öpüp, hayır duasını almışsın, iki cihanda da saadette erersin. "- Yürü, işin rast gele. El Fatiha" diyerek hayırlı duada bulundu.

YAVUZ SULTAN SELİM

Bir gece yatağımda uyuyakalmışım. Sabah namazını kıldıktan sonra hizmetlerine koştum. - Bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordular. Birkaç gecedir uykusuz kaldığım için, bu gece gaflete geldiğimi ve hizmetlerinden mahrum olduğumu özürle beyan ettim. - Şimdi, ne düş gördünc-e beyan eyle, buyurdular. - Arza kabil bir düş görmedim, diye cevap verdim. Tekrar buyurdular ki: - Bu ne sözdür? Bir geceyi tama­men uyku ile geçiresin de bir vakıa görmeyesin. Herhalde gör­müştür. Başka vadide biraz konuştuktan sonra tekrar bana dönerek: -Abes söyleme. Herhalde bu gece bir vakıa görüşmüştür. Söyle gizleme! dedi. Her ne kadar düşündümse de görmüş olabileceğim bir şey aklıma gelmedi. İşe yarar bir şey görmediğime yemin ettim. Sultan, mübarek başlarını sal­layarak hayret gösterdiler. Ben de "Sebebi ne olabilir?" diye hayret ettim. Hemen sonra Kapuağası'nm dairesine bir iş için beni gönderdiler. Oraya vardığımda gördüm ki Hazinerdar başı Mehmet Ağa, Kilercibaşı, Saray ağası ve Kapuağası Hasan Ağa adetleri üzerine otururlar. Ama kapuağası Hasan Ağa düşünceli ve şaşkın bir vaziyette başını öne eğmiş, gözleri yaşlı olarak oturuyordu. Bu zat esasında, sessiz hallerine ben­zemiyordu. Bir kimsenin vefat etmiş olduğunu zannettim. - Ağa hazretleri kalbinüz gamlı, çeşmiııüz yaşlı görünür. Sebebi ne ola? dediğimde, - Hayır bir şey yok, diye gizlemesi üzerine Hazinedarbaşı: - Kardeş, Ağa'ya bu gece bir vakıa olmuş da o uykunun sarhoşluğundadır. , dedi. Bunun üzerine: - Allah için haber verin, padişahımız elbette vakıa görmüşsündür, söyle diye bu bende şerini aciz ettiler. Herhalde zorlama asılsız değildir. İyi armağandır anlatınız dedim. Rüyayı nakletmesi için bayağı sıkıştırdık. Ağa utanma hissi ağır basan bir şahıs olduğundan anlatmaktan kaçındı ve: - Benim gibi yüzü kara günahkarın ne rüyası olur ki padişahın huzurunda anlatmaya değsin, kerem edin bana bu teklifte bulunmayın, dedi. Biz sıkıştırmaya, o da vazgeçirmek için yalvarmaya devam etti. Nihayet Mehmet Ağa: - Nice söylemezsün, bize anlattığmada buna memur olduğunu naklet­tim. Gizlenmesi ihanet olmaz mı? deyince, Ağa sırrının mührünü açıp anlattı. - Bu gece rüyamda gördüm ki, eşiğinde oturduğumuz bu kapıyı hızlı hızlı çaldılar. "Ne haber var" diye ileri baktım, vardım; kapu, dışarısı göriincek fakat bir adam sığınmayacak kadar az açılmış. Taşlık, talesanlı (ucu sarkıtılmış sarıklı) nurani kimselerle dolu, elleri bayraklı ve silahlı mükemmel şahıslar. Kapının dibinde, elleri sancaklı dört nurani kimse durur. Kapıyı vuranın elinde Padişah' m Aksancağı var. Bana dedi ki: - Bilir misiniz niye gelmişiz? Ben de: - Buyurun, dedim. Dedim ki: - Bu gördüğün kimseler Resulullah (s. a. v. )ın ashabıdır. Bizi Hazıct-ı kesuluiian Selim Han' a selam etti ve buyurdu ki: Kalkıp gelsün ki Haremeyn hizmeti ona buyruldu. Gördüğün dört kişiden, bu Ebu Bekr-i Sıddıyk, bu Ömerü'l Faruk, bu Osman-ı Zi'n- Nureyn' dir. Seninle konuşan ben ise, Ali bin Ebi Talib' im. Var, Selim Han' a söyle dedi ve nazarımdan galip oldular. Ben dehşetle kendimden geçip tere batmış ve sabaha kadar baygın yatıp kalmışım. Oğlanlar, teheccüd zamanında mütad üzere kalkmadığımı hastalığa yormuşlar ve sabah namazı vakti geçe­ceği zaman gelip beni uyarmak için yapmışlar, görmüşler ki suya düşmüş gibi ıslak yatarım. Elbise değiştirmek için yenilerini getirip o aralık, beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele ile kalkıp namaza yetiştim. Ama tamamen sükuna eremedim. Ağa bunları anlatırken ağlıyordu. Padişahın buyurduğu hizmet nakledi, derhal huzurlarına gittiğimde, o hizmeti sual etmeyip tekrar yeni rüyadan bahis açarak: - Şu senin bu gece sabaha dak uyuyup bir vaka görmediğin bana tuhaf gelir. Hemen şöyle hayvan gibi yatıp uyudun mu? Dedim ki: -Padişahım, vakıayı bu Hasan kulunuz (Hasan Can) görmediyse bir Hasan kulunuz (Kapıağası Hasan Ağa) görmüş. Emriniz olursa arz edeyim. Buyurdular ki: - Söyle görelim. . . Ben de hadisenin tamamını naklettim. Ben anlattıkça mübarek çehreleri kızarmaya başladı ve mübarek gözlerine yaş geldi. Bitirince buyurdularki: - Derd -mendin safa' yı meşrebi (Zavallının tıynetinde safiyet) var­mış, sen onu bize medhettikçe "Bir kimseyi ibadet eder görürsün hemen veli sanırsın" diye seni alaya alırdık, boşuna medhetmezmişsin. . . Ve devamla: - Biz sana demezmiyiz ki, biz bir tarafa memur olmadan (emir verilmeden) hareket etmemişizdir. Atalarımız vilayedden behre-mendler idi (velilikden nasip sahibiydiler), kerametleri vardır. İçlerinde biz onlara benzemedik . . . diyerek kendilerini küçük göstermeye çalıştılar. Arap Seferi hazırlıklarına başladılar. . .

ABRAHAM LINKOLN

Amerika'nın eski cumhurbaşkanlarından Abraham Lincoln, 1865 yılının 14 Nisan gecesi, gördüğü garip bir rüya ile sıçrayarak uyandı. Rüyanın verdiği sıkıntıdan şırıl sıklam teri emişti. Kalktı çamaşır değiştirdi. Bir süre kitap okudu. Tekrar uzandığında, sanki aynı rüya kendisini yatağın içinde bekliyormuş gibi rahatsızlık duydu. Tekrar uykuya dalabilme- si bir kaç saatini aldı. Sabah olduğunda rüyasını eşine ve yakınlarına anlattı. Hatta o gün kabine toplantısında bile bahs­etmek lüzumunu hissetti. Rüyasında, beyaz sarayın hizmetkar­ları telaşla koşup geliyorlar ve cumhurbaşkanının öldüğünü kendisine haber veriyorlardı. Abraham Lincoln'ün yakınları bunu hayra yorarak ömrünün uzayacağını söylediler. Aynı günün akşamı Lincoln ve karısı dostlarıyla birlikte tiyatroya gittiler. Kötü rüya Lincoln'ü manen sarsmıştı. Bir ön seziyle olacak hadiseleri hissediyormuşçasma konuşuyor, yakınlarını teskin edici telkinlerine rağmen ruhunu saran karanlıktan sıyrılamıyordu. Temsilin heyecanlı bir sahnesinde Lincln'ün oturduğu loca kapısı, yavaşça aralandı sahneden akseden ışık­la elindeki tabancası parlayan genç bir adam; içeridekilerin hareketlerine fırsat vermeden kurşunları boşalttı. Amerikanın 16. cumhurbaşkanı, beynine dolan kurşunlarla koltuğuna can­sız yığılıverdi. Henüz gördüğü rüyanın üzerinden yirmi dört saat bile geçmemişti. Böylece, rüyanın gelecekten haber veren işareti ile bir ülkenin devlet başkanı tarihe karışmış oluyordu.

ŞAİR NABİ

Şair Nabi, zamanın paşalarından birinin iltifatına mahzar olur ve beraberce hacca giderler. O devirlerde hacca deve ile gidilir. Develerin sırtına yüklenen mahmil ismi verilen, iki kişinin rahatça yolculuk edebileceği bir semer vardır. Nabi ile Paşa da böyle bir deve de yolculuk ederler. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, mahmilin öbür tarafında ise Paşa yatmış uyuyor. Bu durum Nabi' yi mütessir eder. "İki cihan güneşinin bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mıs­ralar dökülür. Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbub-ı lıudadır bu Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa' dır bu. . . Nabi farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz yükselir. Ve nihayet öbür tarafta uyumakta olan Padişah uyanır. - Nabi ne oldu, ne söylüyorsun, der. Nabi de:
  • Efendim, Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları söyledim. Paşa da Nabi' nin heyecanına katılır. Abdest alıp yay olarak Medine sokaklarında Ravza-i Mutahhara'ya doğru yürürler. Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler. Gelen ses Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden yükseliyor. Sesi dikkatle dinleyince, biraz evvel Nabi' nin söylediği mısralarm müezzin tarafından okunduğu anlaşılır. İyice duygulanırlar. Paşa Nabi"ye şöyle seslenir. - Nabi bu hal nedir? Nabi de:
  • Bilmiyorum, der. Her ikisi de sükût ederler ve beraberce minarenin kapısına girerler. Müezzin minareden inmesini bek­lerler. Müezzin inince: - O söylediklerin ne idi, onları ne için söyledin, sebebi nedir, diye sorarlar. Fakat müezzin bir türlü söylemez. Ne kadar ısrar ederse de, "Söylemem, kafamı kes­seniz de söylemem!" deyince: - Ama, der Nabi, Bunları biraz önce ben söyledim. Sana kim söyledi. Bu sefer müezzinin tavrı ve şekli değişir heyecanla: - Senin ismin Nabi mi? der. Evet cevabını alınca müezzin Nabi'nin ellerine, Nabi de müzezzinin boynuna sarılır. Bu dehşetli manzarayı seyreden Paşa, dayana­mayıp: - Nereden bildin bunun isminin Nabi olduğunu, Allah aşkına söyle, der. Müezzin rüyasını anlatır. - Efendim, akşam abdestli olarak yatmıştım. Biraz evvel Peygamberimizi rüyam­da gördüm. Ya müezzin kalk yatma. Benim aşıklarımdan biri benim kabrimi ziyarete geliyor. Şu cümlerle minareden onu istikbal et, dedi. Ben de hemen kalktım. Abdest aldım. Peygamberimizin iltifatına mazhar olan aşık kimdir diye düşünerek minareye koştum.
... Muabbir

Rüya Tabirleri

Muabbir

Rüya, uçan bir kuşun ayağı üzerindedir. Tâbir edilmedikçe onun için istikrar yoktur. Tâbir edildiği halde hemen yerini bulur.


Bu sitede: İbn-i Şîrîn, İmam Nablusî, Cafer-i Sâdık (r. a. ) ve daha nice İslâm büyüklerinin rüyalara getirdikleri tâbirleri bulacaksınız. Yüce Allah kerîm kitabında buyuruyor ki: "Onlar için dünya hayatında da, âhirette de müjdeler vardır. "(Yunus Sûresi, 64. ) Bu mübarek âyetin tefsirinde müfessirlerden bazıları: "Dünya hayatındaki müjdeden murad, dünyada bizzat kendisinin veya kendi hakkında bir başkasının gördüğü sâlih rüyadır. Ahiretteki müjdeden murad ise Allah'ı görmektir. " demişler ve bu âyet-i celîleyi böyle izah etmişlerdir.
Kâinatın Efendisi de şöyle buyurmuşlardır: "Sâlih rüyaya inanmayan kimse Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiştir. " Evet; herkes rüya görür. Ne var ki, her insanın gördüğü rüya gerçek olmaz. Zaten rüyalar gerçek olsaydı, âlem bir başka âlem olurdu. Rüya vardır, korkunç gibi durur, fakat onun arkasındaki mânâ müjdedir. Rüya vardır, hoş ve güzel görünür, ama sonu güzel olmayabilir. Bütün bunları anlamak feraset işi, ilim işi, irfan ve şuur işidir. Hayatta ne rüya görmek, ne de rüya görmemek kimsenin kendi elinde de değildir. Hiç kimse ben rüya görmüyorum diyemez. Zaten rüyayı insan istese de göremez, insana rüyayı bir gösteren, bir hazırlayan vardır. Nasıl ki hayatımızı bir hazırlayan, bir yaratan var. Çok kere insan bir şeyi ister, fakat ona eremez. Çok defa da arzu etmediği bir şey vücuda gelir. Eğer herkesin istediği olsaydı, zâlimler tahtlarından inip kara toprağa girerler miydi? O kadar güzelliğiyle beraber Hazreti Yusuf da köle olarak satılmaz, zindanlara düşmezdi. Bütün bunları bilmek, düşünmek gerekir. Rüyaların en sâdıkı ise seher vaktinde görülenidir. Çünkü seher vakitleri en lâtif, en nurânî bir zamandır. Seher vaktinde sabah namazı için bir kısım melekler yeryüzüne inmeye başlarlar. O anda gecenin zulmeti zail olup gündüzün nûraniyeti yüz göster­meye başlamış bulunur. İşte bu gibi sebeplerden dolayıdır ki, seher vaktindeki rüyalar, geceleyin ve gündüzün görülen rüyalardan daha sâdık, daha kuvvetlidir. Sâdık rüyalardan bir kısmı pek vazıh bulunur. Tevile, tâbire muhtaç olmaz (yani görüldüğü gibi meydana çıkıverir). Bir kısmı da temsilât kabilinden olup, tevil ve tâbire muhtaç bulunur. Cihan güzeli Hazreti Yusuf (a. s. )'ın onbir yıldız ile güneş ve ayın kendisi için secde ettiklerini rüyasında görmüş olduğu gibi. Birçok rüyaların bilâhare görüldüğü gibi veya ona benzer bir surette zuhura gelmesi ruhun varlığına ve başka bir âlemin mevcudiyetine pek açık bir delildir. " Dikkat edilecek diğer bir husus da, güneşin doğup ve battığı zamanla zeval vaktinde rüya tâbir edilmemelidir. Rüya sahibi, rüyasının tâbirini çok arzu ediyorsa, onu ancak bir âlim ve öğüt verene anlatmalıdır. Cahil ve düşmana rüya anlatmak insanı ümitsizliğe düşürebilir. Cahil, bilmediği halde rüyayı tâbir ederek güzeli çirkin, çirkini de güzel gösterebilir.
Rüyalar üç kısma ayrılır:
  • Allahu Teâlâ tarafından müjde olarak gösterilen bir rüyadır ki, hadis-i peygamberi ile anlatılan sâlih rüya budur.
  • Şeytan tarafından korkutmak için vâki olan rüyadır.
  • İnsanın bizzat kendi düşünce ve haliyle meydana getirdiği kuruntuların neticesinin rüya şeklinde tecelli etmesidir.
Bâtıl rüyalar da vardır ve yedi çeşittir:
  • Üzüntü, keder ve arzuların tesiri ile insanın meydana getirdiği karmakarışık rüyalar.
  • İnsanın rüyada ihtilâm olması. Bu rüyanın da tâbiri yoktur. .
  • Şeytan tarafından korkutmak için gösterilen rüyadır ki, rüyayı görene hiçbir zararı erişmez
  • Cin taifesinin gösterdiği şeylerdir ki, rüya sahibi rüya esnasında bundan da zahmet çeker. . .
  • İblis'in gösterdiği ve temeli bâtıl rüyadır ki, bu zaten rüyadan sayılmaz.
  • İnsan bünyesinin anormal ve kederli zamanında gördüğü rüyalardır. Ve bunlar da rüyadan sayılmaz. . .
  • Acı ve ızdırapların getirdiği rüyalardır ki, rüya sahibi o anda senelerce önce vâki olmuş bir hali görür.

Müslim'in diğer bir rivayetinde Allah'ın Aziz Peygamberinin şöyle dediği nakledilir:

"- Sizden hanginiz en doğru sözlü ise onun rüyası da en doğrudur,"

O halde rüyalarımızın gerçekleşmesini istiyorsak, doğru sözlü olmalıyız. Günahtan, haramdan, yalan ve gıybetten ve yüce dinimizin men ettiği şeylerden uzak durmalıyız. Kişi salih olursa, rüyası da salih olur. Kişi Rabbi kerimine kulluk eder, Rabbini severse, Rabbi de onu ilâhî müjdelerle rızıklandırır.

Rüya Tabirleri Sitemize Hoşgeldiniz. Dünya'nın en büyük ve en geniş içeriğine sahip İslami, rüya tabirleri, rüya yorumları internet ansiklopedisi.

Rüya Tabirleri ve Rüya Yorumları

Sitede 6 farklı kaynakta rüya tabirleri ve rüya yorumları bulunmaktadır. İslami rüya tabirleri ve İslami rüya yorumları içeriğinin temel unsurudur. Dini rüya tabirleri ve dini rüya yorumları sitesidir.

ruyatabirleri. pro herkesin kolaylıkla anlayacağı sade bir dil kullanılarak hazırlanmıştır.

Rüyanız hakkında geniş ve açıklayıcı bilgiler verilmektedir.

ruyatabirleri. pro içerik bakımından özgün, güvenilir kaynaklardan faydalanılarak özenle hazırlanmış bir sitedir.

ruyatabirleri. pro herkesin tanıdığı ve güvendiği İslam önderleri ve büyükleri olan, İmam Nablusi, İbni Kesir Salimi, İbni Şirin, Cafer-i Sadık, Kirmani, Seyid Süleyman, Ebu Saidü’l-Vaaz eserlerinden esas olarak hazırlanmıştır.


... Muabbir

Rüya Tabirleri İlminin Fazileti Hakkında

Muabbir

Gerçek şu ki; rüya tabirleri ilmi, şerif ve büyük bir ilimdir. Hak Taâla’nın bu ilmi Hz. Yusuf’a (a. s) bağışlamış olduğunu herkes bilir.

Nitekim yüce Allah, Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“İşte Yusuf’u, Mısır’da böylece yerleştirdik de ona rüya yormasını öğrettik.

İbn-i Abbas der ki: “Allah’ın peygamberlikten yana Resul-i Ekrem’e (s. a. v. ) bağışladığı ilk şey, yakın meleklerden birinin rüyada ona ‹Ey Muhammed, sana müjdeler olsun! Hak Taâla tüm peygamberler arasından seni seçti, sana gaip ilmini verdi ve peygamberlerin sonuncusu yaptı!’ deyişi oldu. “Fakat o, Allah’ın resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur. ”

Peygamberimiz uyandığında gördüğü bu rüyayı Hz. Hatice’ye (s. a) anlattı. Hz. Hatice, ‹Ne mutlu sana! Bu rüyada sana hayır ve gelecek vardır!’ dedi. Peygamberimiz Miraç Gecesi’nden sonra bir rüya daha gördü. “Ant olsun ki, Allah, Peygamber’in rüyasını doğru çıkardı. ” Yine, Allah, Hz. İbrahim’in (a. s) rüyası hakkında, onun dilinden şöyle buyurmaktadır: “Oğulcağızım, ben, rüyamda, seni kesiyorum gördüm. ”

Rivayet edilir ki bu ilim, Hz. Yusuf’un (a. s) bir mucizesi idi.

Dolayısıyla peygamberlerin mucizesi olan bir ilim, elbette ki şerif ve büyük bir ilim olmalıdır.

Abdullah B. Abbas, Süleyman’dan şöyle rivayet eder: “Doğru rüya, Allah’ın, mümin kullarına vahyidir (uyarısıdır) . Hayır ve şer ona ulaşmadan önce Allah onu bu yolla uyarır.

Böylece dünyanın işvelerine aldanmamasını ve Allah’tan gafil olmamasını sağlar. ”

Selman Mervî der ki: “Resul-i Ekrem’in (s. a. v) , ashabına şöyle buyurduğunu duydum: İçinizden salih bir kimse güzel bir rüya gördüğünde birkaç kez “Eûzu billâhi mineşşeytânirracîm” (Kovulmuş/ taşlanmış şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım) desin ve gördüğü rüyayı kimseye söylemesin.

Böylece ona hiçbir zarar gelmez. ”

Müminlerin Emiri İmam Ali’den (a. s) rivayet edilir ki; “Mümin bir kimse rüya gördüğünde onun tabirini bilmeli, böylece ondan iyi bir şekilde faydalanmalı; kötü rüya gördüğünde de dua, ibadet ve sadakayla onun kötü sonuçlarından korunmalıdır. ”

İbn-i Sîrin der ki: “Kim bu ilmin tüm aşamalarını elde ederse, bütün ilimlere sahip olur. Zira aradığı her ilmin kökeni bu ilim gibi çok çeşitli değildir; bu ilim kıyas üzere tabir edilmez, yöntemi güzeldir. Her ilimde bir metot vardır, ama bu ilmin aslı insanların değeri, dindarlığı, astrolojideki halleri ve farklı zamanlardaki doğum tarihleriyle SALAVAT alakalıdır.

Görülen rüya bazen aynına yorulur, bazen asla bakılır; bazen kadın için yorulur, bazen erkek için; bazen de karışık (anlamsız) rüyalardan oluşur.

Bilinmelidir ki her ilim ehli, bir başka ilme ihtiyaç duymaz.

Ancak rüya tabircisi, mutlaka Kurân tabiri ilmini, Peygamber efendimizin (s. a. v) bu alandaki sözlerini, Arap olan SALATALIK veya olmayan bütün tabircilerin yorumlarını, şiirleri, halk dilini vb. şeyleri bilmek zorundadır.

İleri görüşlü ve arif olmalıdır.

İnsanların hallerine ve şekline (onları simalarından okumaya) vakıf olmalı, yorumla ilgili esasları çok iyi bilmelidir.

Bununla birlikte ilahî tevfikten ve Allah’ın kereminden nasibini almış olmalı, Allah’a yönelmeli, doğru ve sevaptan öteye bir şeyi dilinde barındırmamalıdır.

Yüce Allah’tan isterim ki, bizlerde olan bu ilmi, mayası günahlardan, çirkin sözlerden ve haram lokmadan arı olan kimselere inayet etsin. Kim böyle bir yapıya sahip olursa, Allah da ona bu tevfiki verir.

Bu bağlamda onu peygamberlerin varisi kılar…”

... Muabbir

Rüya Tabirlerini Farklılaştıran Etkenler

Muabbir

Bir rüyanın tabiri, rüyanın saatine, rüya sahibinin rüyasını anlattığı zamandaki durumuna, mesleğine vb. şeylere göre değişebilir. Buna göre, rüyasında bir filin üzerinde oturduğunu gören kimse, büyük bir meslek elde edecektir. Şimdi, aynı kimse bu rüyayı gündüz vakti görecek olursa, karısını boşayacak demektir. Rüyada çöl kuşu yakalamak, bir namerdin eline düşmeye işarettir. Ancak aynı rüya gündüz vakti görülürse, hastalık alametidir. İmam Cafer Sadık (a. s): Bir rüyanın tabiri kişinin inancına, mesleğine ve zahirine göre değişebilir. Şöyle ki; aynı rüya biri için rahmete işaretken bir başkası için de azaba işaret olabilir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurur: "Yahudiler: Allah’ın eli sıkıdır, dediler. Böyle dedikleri için elleri bağlandı ve lanete uğradılar. " Danyal (a. s): Sabah vaktinden öğle vaktine kadar görülen rüyalar hayra, gün ortasından akşama kadar görülen rüyalar ise şerre yorulur. ... Muabbir

Benzer Aramalar